Nazzam-ı Zülcelâl ve Sani-i Zülcemal ve Fatır-ı Hâkim, Kitab-ı Kebir olan şu kâinat sarayını tefriş ettikten sonra, nev-i ben-i ademi …

Nazzam-ı Zülcelâl ve Sani-i Zülcemal ve Fatır-ı Hâkim, Kitab-ı Kebir olan şu kâinat sarayını tefriş ettikten sonra, nev-i ben-i ademi çiçekli miçekli arzın kucağında yaratmış. Sonra göz vermiş bir de ona. Baksın diye. Bir de nur vermiş ki görsün diye.

Sonra o şecere-i âlem kitabını okur. O ağacın dallarında gezer. Bir meyvesini eline alır, tadar. O kudret kelimelerini tefekkür eder. Mânasına muvafık biçilmiş kaftanına, yani kabuğuna dikkat eder. Sonra idrak eder ki onun terzisi o isimler şe’ninden bir örtüyle örtmüş üzerlerini. Ya Settar dökülür dudaklarından.

“Örtüsü mânasını incitmez ve mânası örtüsünde...
(yazının devamı için aşağıya tıklayın)


Kaynak: http://www.yeniasya.com.tr/yazarlar/ali-yucesoy/nurun-hatt-i-hakikisi_417329
Yeni Asya » Ali Yücesoy "Nurun hatt-ı hakikisi" Köşe Yazısı

Yeni Asya - Ali Yücesoy Son Köşe Yazıları